Hamilelik

Taşıyıcı Anneliğin Kanundaki Yeri Nedir ?

Taşıyıcı annelik, kendi çocuğunu rahminde taşıması açısından tıbbi veya fizyolojik meseleler yaşayan bir kadının, çocuğunu taşıması için, laboratuvar civarında döllenmiş cenininin, bir başka bayana aktarılması ve gebeliğin ceninin aktarıldığı 3. bir şahıs olan anne tarafından sürdürülmesidir.

Bir Hayli ülkede, kendi ülkemiz de dâhil olmak üzere; politik, etik, yasal bir hayli kavgaya neden olan taşıyıcı analık hususu, tekniği itibariyle, suni dölleme ile yakından ilgilidir. Zira suni dölleme usulüyle elde edilen cenin, sıradanda anne rahmine aktarılırken, burada üçüncü bir bireye aktarılmaktadır. Taşıyıcı analıkta, öğrenilen usul, faize kabiliyetine sahip anne-babanın hücrelerinin, başka bir kadının rahmine yerleştirilmesidir.

Bu bayan yabancı bir bayan olabileceği gibi anne ve babanın yakından tanıdığı bir birey de olabilir. Ülkemizde hâlihazırda suni döllenme mevzusunda karşımıza çıkan özel bir mevzuat bulunmaktadır. Bu mevzuat ise Sıhhat Bakanlığı’nca hazırlanan Üremeye Takviyeci Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği’dir. İdaremeliğin 08.07.2005 tarihinde yapılan farklıyla 17. maddesinde, eşlerden alınan yumurta ve spermler ile bundan elde edilen ceninlerin başka adaylarda, aday olmayanlardan alınanların da eşlerde kullanılmasının yasak olduğu belirtilmiştir.

 

 

Çocuk ile taşıyıcı anne arasında soybağı doğumla kurulur

Taşıyıcı analık hususunda bir hayli müzakere bulunmaktadır. Bir Hayli hukukçu taşıyıcı analık emin başlı bazı duyarlı vaziyetler için uygulanması gerektiğini zira taşıyıcı analığın muhakkak aile bedellerine hasar vereceği görüşündedir. Özellikle taşıyıcı annenin, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik gidişatı sebebiyle kullanılması ihtimaline karşı, annenin ve bebeğin korunmasına özel alaka gösterilmesi; bu annelerin karakter haklarına hürmet gösterilmesi ve işin bu işi yapan işletmeler tarafından ticarete dökülmesine izin verilmemesi gerektiği düşüncesi mevcuttur.

Aynı biçimde doktor himayesinde yapılan uygulamanın, etik heyet onayına direnmesi ve tıbbi takibin yetersiz vazgeçilmemesi; uygulamaya izin verecek ülkelerin legal yardımını oluşturmaları yanı gizeme tıp hukukunda büyük bir zorunluluk olan bilgilendirilme ve aydınlatılma, rıza, onam gibi hususların da bu usulde ön tasarıda olması gerekmektedir.

Türk Medeni Yasasında soy bağına ait legal tertip etmelerde suni döllenme ve cenin transferinden doğabilecek neticeler tertip edilmemekle beraber Sıhhat Bakanlığı’nca hazırlanan Üremeye Takviyeci Rehabilitasyon Merkezleri Yönetmeliği’nce taşıyıcı analık hususunun ülkemizde yasak olduğunu da sarih bir biçimde açıklamak gerekmektedir. Medeni Yasamız, çocukların soybağı açısından Roma Hukuku’ndan gelen “doğuran annedir” ilkesini kabul etmiştir. Bu ilke TMK 282. maddesinin birinci fıkrasında “çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur” biçiminde tertip edilerek pekiştirilmiştir. Mevzubahisi tertip etmeden çıkan neticeye göre yasal anne, doğuran bayandır.

Analık sıfatı doğumla kazanılır. Bu kararın konulmasının altında uyuyan esas düşünce, çocuğu karnında taşıyan ve doğuran kadının çocuk ile arasında biyolojik kan bağı bulunduğu ve göbek bağı aracı ile kendisini taşıyan anne ile bütünleştiği, nihayet doğum olgusunun analık için nesnel olarak tanımlanabilir olmasıdır. Böylece doğuran kadının annelik sıfatı, Türk Medeni Kanunu’na göre tersi ispatlanamaz kesin bir karinedir.

Başka Bir Deyişle buradan taşıyıcı annenin, çocuğu dünyaya getirerek analık sıfatını kazandığı anlaşılmakta ve velayet hakkının da taşıyıcı annede olduğunu belirtmektedir. Analık sıfatının doğumla kazanıldığı prensibini özümseyen bir yargı makamı olan Yargıtay da, analığın doğumla kazanıldığını, gebeliğe neden olan ceninin ve genetik malzemenin başka bir bireyden olup olmamasının ehemmiyetsiz olduğu görüşündedir.

Bu nedenle, taşıyıcı annenin genetik başka bir deyişle biyolojik annesi olmadığı ancak doğurduğu çocuğun velayetine sahip olduğu kesindir. Bu anlamda genetik anneye, taşıyıcı analık mevzusunda rastgele bir ödün tanınmamaktadır.

Terbiyeye ters kontratlar kesin olarak kararsızdır

Taşıyıcı annenin taşıdığı ve dünyaya getirdiği çocuk ile genetik annesi arasında, bir soybağı veya altsoy-üstsoy hısımlık ilişkisi bulunmadığından genetik başka bir deyişle biyolojik annenin, çocuk üzerinde rastgele bir velayet hakkı yoktur. Çocuk genetik annenin legal servetçisi ya da genetik anne çocuğun legal servetçisi olamamaktadır. Yeniden, genetik annenin, ‘çocuğun annesi benim’ diyerek annelik davası açma hakkı da mevzubahisi değildir.

Bu iddiaya sabredilerek açılan davanın yasal bir fayda olmayacağı ve kanunen taşıyıcı annenin velayete sahip olacağı karinesiyle dava duruşma tarafından yalanlanacaktır.

Ülkemiz mevzuatının yanı gizeme beynelmilel tertip etmelere baktığımız zaman, İngiltere, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletlerinde bazı eyaletlerde, taşıyıcı analık kontratlarının mevcut olduğu ve hukuksal olarak geçerli olduğu görülmektedir. Taraflar arasında hazırlanan bu kontratlara göre, genetik anne-baba, taşıyıcı anneden taşıdığı çocuğu evlat edinmeye gerek kalmadan isteyebilirler. Mevzubahisi kontrat bir kıymet kapsamamakla beraber taşıyıcı annenin doğum giderleri ile gebelik yarıyılındaki her türlü giderlerini karşılayacak bir fiyat mevzusunda uyuşma kararı olmalıdır. Zira taraflar karşılıklı bir mükelleflik içerisindedir.

Taşıyıcı anne karnında taşıdığı çocuğu kontratta belirtilen hususlarca genetik anne ve babaya verecek bunun karşılığında genetik anne ve baba taşıyıcı annenin sıhhati tehlikeye gireceğinden onun tam sıhhat tüketmelerini karşılayacaktır. Başka Bir Deyişle belirtilen bazı ülkelerde taşıyıcı analık hususunu tertip eden kontratlar bulunmakta ve uygulanmaktadır.

 

Taşıyıcı Anne
Taşıyıcı Anne

Ancak Türk Hukuk mevzuatında taşıyıcı analığa ait tertip edilen kontratların Borçlar Kanunu’nun 27. Maddesinde tertip edilen, ‘terbiyeye ters kontratlar kesin olarak kararsızdır’ kararı sebebiyle geçerli kabul edilmeyeceğini belirtmek gerekir. Keza, karakter haklarına ve adaba terslik de taşıyıcı analık kontratının hukuken geçersiz sayılması için öbür nedenlerdir.

Öğretide, rıza ile olsa bile, eşlere ait embriyonların, başka birine transfer edilmesi vaziyetinde, taşıyıcı annenin doğurduğu çocuk üzerinde genetik annenin, annelik hakkı bulunmadığına dikkat çekilmekte, bunun için Türk Medeni Kanunu’nun ‘Çocuğu doğuran bayan, onun anasıdır’ diyen 282/1. Maddesine referans yapmaktadırlar. Burada, ebeveynin çocuk sahibi olmaları değil, çocuğu doğuran kadının, çocuk üzerindeki haklarından bırakmasını gerektiren bir kontratın tertip edilmesinin, terbiyeye ve hukuka ters olduğundan bahsedilmektedir.

Türk Hukuk sisteminde mevzu legal yardımdan yoksundur. Bu mevzuda bir yardım yoksa taşıyıcı analık kontratı ve uygulaması, tarafların rızası ile dahi hukuka uygun hale gelmeyecektir. Bu sebeple taşıyıcı analık kontratları, mevzuatlardaki buyurucu tertip etmeler karşısında yasaya, karakter haklarına, terbiyeye ve adaba ters kontratlardan sayılarak legal açıdan kesin kararsız kontratlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu